25 Temmuz 2012 Çarşamba

Hayalperestim


Şşşşşt… Sessiz ol. Duyabiliyor musun? Duyamıyor musun? Bir daha dene. Kapat gözlerini. Gözlerinle duyabilmenin ne alakası mı var? Gözlerinin başka şeylere takılıp dikkatinin dağılmasını istemiyorum. Haydi kapat gözlerini. Tam olarak kapat, yarılayıp aradan bakma. Güven bana. Gözlerinin tam kapalı olduğundan emin olunca, ben de kapayacağım gözlerimi. Haydi kapat gözlerini. Sen bana güvenmiyor musun? Haklısın, senin gözlerinin tam kapalı olduğundan emin olunca ben de kapayacağım gözlerimi diyerek, ben de sana güvenmedim. Daha doğrusu güvendim de, nedense öyle demek geldi içimden. Aslında ne var biliyor musun? Nedenini söylemek istemediğim için geçiştiriyorum şu an. Ve sakın ısrar etme çünkü söylemeyeceğim. Birazdan da sana bir çok şey anlatıp aslına bakarsan hiçbir şey söylememiş olacağım.

Hazır mısın? Ya da dur, senin güvenini kazanmak için önce ben kapayacağım gözlerimi. Ne duyuyorsun? Arabaların korna seslerini mi? Güzel! Ama o kadar uzağa gitme, daha yakından başla. Önce ben başlayayım istersen. İzin verdiğin için teşekkür ederim. Her zaman böyle kibardın zaten, unutmuşum. Mesela ben senin gürültülü nefes alıp verişlerini duyuyorum. Garip bir hırıltı sesi geliyor burnundan. Burnundaki eti hala aldırmamışsın. İtiraz etme, aldırmamışsın işte, çıkardığın sesten belli. Tamam, üstüne gelmeyeceğim. Saatin tik-taklarını duyuyorum sonra. Tik-tak, tik-tak, tik-tak... Zaman geçiyor, hem de çok hızlı... Aklıma ellerin geldi. En çok onlar zamana karşı koyamamışlar. Biliyor musun en çok ellerini severdim senin. Nasır dolu ellerini... Bana dokunmadan önce canımı acıtmamak için krem sürdüğün ellerini. Gözlerimi açmam yasak olmasa dikkatlice bakmak istediğim ellerini... Senin de gözlerini açman yasak, hiç heveslenme. 

Neyse... Nerede kalmıştık? Sesler... Hava çok sıcak diye camı açık bırakmıştım, ama bundan faydalanıp bana yine arabaların korna seslerini duyuyorum deme. Bana odaklan, odaya odaklan, eve odaklan. Vapur sesi mi? Vapur sesi duyamazsın! Duymamalısın! Duyma! Tamam, haklısın. Sinirlenmeyeceğim. Bazen kontrol edemiyorum kendimi. Ama uzun sürmüyor biliyorsun. Parlayıp anında sönerim ben. Ama değiştim biliyor musun? Artık hiç sinirlenmiyorum, hiç bağırmıyorum. İnanmıyor musun? Az önce bağırdım mı? Ne zaman? “Duyma!” dediğimde mi? Sana öyle gelmiş demeyeceğim, çünkü bağırdım. Hala geçmişten izler ve alışkanlıklar barındırıyorum demek ki içimde. Ben değişmek için çaba sarf ettim, törpüledim kendimi. “Ama sen ne yaptın” dememi bekliyorsun ama korkma demeyeceğim. Değiştim derken ciddiydim. Konudan kopmayalım. Gözlerimizi de açmıyoruz, devam ediyoruz yeni sesler duymaya. Bak madem vapur sesi duydun, o zaman tut aklında sırasıyla söyle. İçten dışa. Evden dışarıya... O duyduğun tık sesi kahve makinesinden geldi. Arada yapıyor öyle, anlamadım nedenini. Fişi prizde bırakıyorum diye mi acaba? Saçma mı geldi nedeni? Bilmiyorum, teknolojik aletlerle aram iyi değildir, bilmem hatırlar mısın? Evet, o eski kahve makinesi, değiştirmedim. İşimi görüyor işte, yenisini almaya ne gerek var? Ama o sesi duyabilmene sevindim. Sevindim işte. Evet, sevindim ne var? Başka bir sebebi yok, sevindim sadece. Her şeye bir sebep bulmak zorunda mıyım ayrıca? Şu an sen bağırıyorsun ama, yapma... Her şeye mantıklı yaklaşmak, her şeye mantıklı sebepler bulmak zorunda değilim senin gibi.

Hayalperestim ben. Hem o kadar mantıklı olsaydım hayal kuramazdım ki... Her yer benim, ben her yerim. İstersem uçuyor, istersem kaçıyor, istersem ölüp sonra diriliyorum. Bir gün doktor, bir gün mimar, bir gün şarkıcı, bir gün pilot... Canım ne isterse... Ne istersem oluyorum. Görmediğimi görüyor, bilmediğimi biliyor, duymadığımı duyuyorum. Hem öyle olmasa seninle şu an nasıl konuşabilirdim ki? Hayır, ben deli değilim, hayalperestim... Neyse, açıyorum artık gözlerimi. Oyun bitti.